Geceye vardım. Bir bardak su içtim elinden. Hissettim nefes borumdan geçerken gecenin aynasına yansıyan acıları. Farkına vardım biraz daha kötü acıların. Rahatlattı mı? Rahatlatmalı mı? Söyle gece, başkalarının acısı beni rahatlatmalı mı yoksa onlar için de üzüleyim mi? Tüm yükü kaldıramam, bunca yük çok ağır.
Gece, gördüm köşe başında beni bekleyen gölgeyi. Düştüm peşine, o gölge ki cılız sokak lambasıyla oluşturduğun en güzel şey bence. Parmaklarımdan çıkan cılız ateş gibi, bu ateş, derimin bir teni kaplamasına aç.
Gece, örttün yine sahteliğin yüzünü. İçimden her şey görünüyor ama! Bütün iğrenç şeyler görünüyor! Işıklar serpiştirilmiş olur her tarafa, sen yeryüzüne indiğinde, onlar biraz şehvetin uykusunu bölmek içindir. Ama ben sana geldim. Tüm numaralarını göstersen de bana, bir halta yaramaz senin şeytansılığın. Anlamsız kötülüklerin sebebisin sen, buna göre oynuyorum.
Gece ne kadar da uzun ne kadar da kısasın. Hırpalandığım zamanlar ne kadar uzun geçti senle? Neleri kaybettiğimde çabucak geçtin? Demek ki sen de benim gibisin. Ağır ağır acılar, bir çırpıda yitirilenler...
Gece, sadece bir konuda benziyoruz gördün mü? Ama insan istemediği en az bir parçasını birinde gördüğü zaman nefret eder o birinden. Ben de senden nefret ediyorum. Her nefret ettiğimi istiyorum, birden fazla kayıtsızlığa maruz kaldığım için. O yüzden bu gece de serpilmiş cılız ışıklarla beraber ol, bir dokunuşa ihtiyacım var çünkü.
Gecenin tuzağına düştüm yine. Biraz olsun bana benzeyen hep tuzağa düşürmüştür beni. Sana inanmıyorsam artık senden bahsetmeyeceğim.
Yorum Gönder