Dost(lar)

01:49
Tiksindi, tiksindi
İki laf etmedi.
Hatırlar sadece
Tiksindiğini,
Yaşar
Sandığını.
Read On 0 yorum

Halatlar

03:21
Görüp de dilimin şakıdığı
Zamanlardan uzakta,
Yine duvarlara baktığımdan anlatamadığım
İçinde eridiğim zamanlarda...
Birden tepeye çıktım ve
İnsanların halatlarını gördüm.
Düşündüm ki
Bağlılık ve bağımlılık:
İlki bayağı, kafaların içinde,
Azınlığın içinde ise değerli.
İkincisi bazen gerekli
Bazen gereksiz onlara göre.
Read On 0 yorum

Ölüm Korkusunun Mektubu

01:12
Kendini arındırmış, zincirlerini keşişliğiyle kırmış ya da bunun tam tersi bir çok olaydan ders çıkarmış kişilerin ulaştığı noktanın aynı olduğunu düşünürüm. Belki farklı şeyleri buldular ve deneyimlediler ama her iki tür de “nokta” koydu.
Hem bu keşiş ve bir çok şeyi pişerek öğrenmiş kişinin aşırı örnekler olması, kendilerinin de –artık öyle bir noktaya gelmişler ki– uç nokta sayılabilir olması hem de bu ikisi arasında kalan kişinin de hastalıklı olduğunu düşünürüm. Yani öyle bir şey ki bu, insanlık hastalık doğurmuştur başından beri, bunları nesilden nesile aktarmıştır. Her sonraki nesil hastalıkları belirli şekillerde deneyimleyerek bir sonraki nesline aktarmıştır. İnsanlık tarihi hastalığın tarihidir ve hiç bir zaman kayda değer bulmuyorum yaşamı, bu yüzden sonsuzluğa ulaşma hissi kaplıyor beni.
Read On 0 yorum

Aşk için sözel bir formül

12:57
Yüzlerin anonim olması gerek bazen, umursamazlığın derinliğinde yüzmek için. Basit bir kahkaha maskesi: anonim halde bir şey ifade etmez. Birbiriyle içiçe girmiş anılar da anonim olmuştur artık. Gençlikte yaşanan aşklar, birbirinin aynısı süreçler... Gençlikten sarkar geleceğe uzanan dallar, anlarız ki monotondur hayat. Vazgeçmeyiz, umut bir içgüdü olmuştur artık, hayatımızı kimilerinin basit diyeceği, kimilerinin ciddiye aldığı benim gibilerinin kararsız kaldığı bir konuyla anlamlı, rutini bozan bir hale getirme umudu. Çağımızda, adı aşktır bunun. Nasıl da hakimdir o aşkın başlangıcına, neredeyse tamamen kaplar özenle koruduğumuz duyguyu. Halbuki bir yanılsamadır çoğu zaman umut, duyarlılığa ve hassasiyete neden olur veya bunları sağlar. Bunlar kişinin kendi için istediği, faydasını maksimize etme amacına göre olumlu ve olumsuz değerlendirebileceğinden hem olumlu hem de olumsuz ifade etme gereği duydum, iyi veya kötü tanısı en azından başlangıçta koyamıyorum.
Her şeyi birden isteyemeyiz. Belki her şey kendiliğinden geliverir. Bu durum kaderci gözükmesinden çok Stoacı düşünceye daha uygundur. İşte bir ortak yön düşüncemle: Küçük adımlarımızı zamanında atarsak, kendiliğinden oluşuverir her şey diyebiliriz. Ayrıldığım yön: Yazgıya inancım yoktur benim. Büyük bir boşlukla beraber doğduğumuzu düşünürüm. Yaşamımız bu boşlukları doldurmayla oyalanmak gibidir. Kutsal saydığımız mabetlerden dışarı atıldığımızda kendimizi bir başka mabette buluveririz. Maskelerle giriveririz ister istemez yenilere. Belki bizim için daha iyi olabilir bu çözüm, koruma içgüdüsü diyip işin içinden çıkabiliriz. Ama şikayet ettiklerimiz de maskeler değil miydi bizim? Maskelerin gizlediği içten bir yüz ifadesi aramıyor muyduk? Umut desen burada tehlikelidir işte: Maskeleri kaldırma umudu. Yavaş veya hızlı tükenir, kişiden kişiye değişir. Anonim olur zamanla her şey, kayıtsızlığa bırakır her şey kendini ve biz de en sonunda yarattığımız dalgalarla boğuşmaz durgun sularda sırt üstü yatarız. Kaçırdığımız bir gemiyi, sesimizi duyurmak istediğimiz güvertedeki kişiyi unuturuz. Bu mabetten de kaçarız. Kendimizi belki bilgiye veririz ya da kendimizi ve dünyadaki duygudurumlarını aşmaya, yaratılanla yetinmemeye başlarız. Schopenhauer gibi hayatın bir atlatma sanatı olduğunu düşünmüyorsak -mabetleri birer atlama tahtası olarak düşünmüyorsak- eğer kaybedebiliriz yine.
Aşk basit ve zor fakat formüle edilebilecek bir şeydir. Nefes aldığımız mekanda, alttan alttan bize işlenen çevre koşulları bulunmaktadır. Yaşadığımız çağda buna faydacılık denilebilir. Gözlemlediğim kadarıyla: fayda eşittir mutluluk. Bu öyle bir istektir ki önümüze çıkan her duyguyu, her masum duyguyu birer araç haline getirebilir. Aşk da kullanılabilir, faydacılık aşk maskesine bürünebilir. Petrol fışkıran bir kuyu gibi mutluluğu vaadeden vaizler öyle bir şekilde işler ki bu mutluluk sağlayıcı ögeyi, sınırlarımız daralır, hiç bir etkinin altında kalmadığımız zamanlarda bile birey olamayız. Çünkü bireyi, birey yapan özelliklerin başında hümanizma gelir. Faydacılığın bencil yüzü hümanizmaya kendini gösterir; örnek verecek olursak, kendini bir başkası üzerinden var etmek diyebiliriz. Asalaklıktır bunun adı, iş bittiğinde terkederiz.
Formüle devam ettiğimizde, yasaklar da aşkın işine yarayacak türdendir. Victoria Dönemi’nin katı kuralları, aşka öyle bir anlam katmıştır ki yasakları delmek, yasakları yaşamak aşka fayda sağlamıştır. 60lı ve 70li yıllarda olan cinsel devrimler de buna örnek olarak verilebilir. Yasakların bir uğraş olması aşkı besleyen bir madde olmuştur hep. Kaçıp kurtulma isteği, kendini izole etme, kimsenin bilmediği bir dünyada yaşamak bu uğraşların arasında yer almıştır. Günümüzde yasaklar büyük ölçüde delinmiş olabilir fakat yasakların olmadığı boşluk için aşk bir çözüm getirememiştir henüz.
Bir de aşka aşık olma durumu, bu duyguyu muhafaza etme durumu vardır ki burada kişi yarattığı ilüzyonu seyretmeye ve bu seyrin bozulmamasına özen gösterir; tıpkı Mecnun gibi. Bu da aşkın formülünde yer alabilir, farklı bir aşk türüne girmesine rağmen.
Yukarıda belirttiğim nedenler günümüzdeki aşkı oluşturmak için yetecek kapasitededir. Fakat yine de bunların aşılması, aşkın kendini yenilemesi gerekmektedir. Aşkın içinde sürekliliğini sağlayacak tek yol tutkunun yaşamasıdır. Burada tutkunun bir karadelik misali bir varlığa dönüşmemesine özen gösterilmelidir. Kastettiğim şey, onun saf halini koruması, aşkı yaşayanlar arasında meşrulaştırmak için bir başkalarını, dünyayı yutmamak olmalıdır. Bunun da tek yolu içtenliktir ve kıymet bilmedir. Kişi eğer aşkı dünyası haline getirip bir anda tüketmez, dünyasının üstüne aşkı getirirse kolayca dünyasını zenginleştirebilir ve bunu aşkına yansıtabilir. Bunu içtenlik ve kıymet bilmeyle rahatça pekiştirebilir böylelikle.
Mutlak aşk, çevrenin etkisiyle, bir takım yasaklarla oluşamıyor maalesef, aşkın sahte olasılığını oluşturuyor bunlar. Sahte diyorum çünkü aşkın bir olasılığı yoktur, yola çıkanların karşılaşma olasılığı vardır. Doğru yer doğru zaman kombinasyonu hiç bir zaman gerçekleşmeyebilir bu yüzden. Sonuç olarak aşk, iki kişinin dünyasını zenginleştirmesiyle, maskeleri kaldırmasıyla ve tutkuyu büyütmeleriyle oluşur. Monoton hayata bir isyan gibi görür çoğu kişi bunu, halbuki bu isyan parçacıklarından sadece biridir. Bunları başaramayan maskeleri kaldırmadan yüzleri anonim yapabilir (insan sağlığı için gerekli oluyor bazen) ama bu kayıtsızlıkla sonuçlanan bir deneyim olacaktır, her hangi bir mabede sığınmaya çalışmakla geçecektir ömür. İşte bu sıkıcı tekerrürdür hayatı monoton yapan: Aşk bir araç değildir boşlukları doldurmaya yarayan.
Read On 4 yorum

Nasihat, Şehir ve Adalet üzerine bir şeyler...

15:03
Nasihatsiz olmuyor bazı şeyler. Nasihat almak güzel fakat nasihat verme konusunda dikkatli olunmalı. Nasihat verir gibi konuşmaktan kaçınıyorum bu yüzden. İçine çekilmeyi çoktan anlamışım, bir takım bölümlerimin-yanlarımın- sesini dinlemeliyim ve bu sesleri çoğaltmalıyım. Kitabın yaprakları kadar değişmeyen ama değişimi de vurgulayan ayrıca iki yüzlü olmayan bir şey çok azdır bu dünyada. O yüzden içimi zenginleştirmek, sesleri çoğaltmak adına bunları yapıyorum. Bir method da aklın rehberliğinden. Arzulara ket vurmak fakat yine de duyguları belli etmek. Aklın rehberliği ve ruh sağlığı bir arada oluyor böyle.
Şehir kelimesinden ve bu oluşumdan oldum olası hoşlanmadım. Yeryüzünde nereye gidersem gideyim bir akıl içinde ve şehrin yansımasından oluşan küçük bir alanda yaşayacağım. Bu sayede şehir ve oluşumundan hoşlanmama gibi bir duygu da olamaz. Tamamen iyi ya da kötü bir şey olamaz çünkü. Hayalim şehrin yansıdığı o küçük alanımda neyin baskın-iyi ya da kötü- olduğunu görebilmem ve bir küçük alana alışmadan başka bir şehir yansımasına geçebilmektir.
Adalete inanırım sadece. Kaderci olduğum tek şey bu denilebilir ama kesinlikle kadercilik değildir bu. Karakterlerin eylemlerinden onları tanır ve nereye gittiğini görebiliriz. Bir gün kazançlı çıkan, bir gün de batacaktır. Herkes kendi için bir gün doğru bir gün yanlış yapacaktır. Adalet bu sayede gerçekleşir işte. Her şey dengelenir. Görünmez bir el yoktur adaleti gerçekleştiren. Bunu insanların tamamı oluşturur.
Read On 0 yorum

Bazı saptamalar

23:38
Noktalı virgül en çok kullandığım noktalama işaretidir.
------------------------------------------------------
Yanlız adam perdelere takıktır.
------------------------------------------------------
Umut, hatunlar içindir.
Read On 0 yorum

Rüya

22:43
rahatla, gözlerini aç yavaşça
ağır ağır
bir rüyadaydın korkunç olan.
uyandın, bunu başardın
bak bir çocuk bakıyor denize
halbuki geride
kayıtsızlıktan boğulmuştu.
son bir hoşçakal dedin rüyana
şimdi.
Read On 0 yorum

bu-raku