-Şeytanlarım nerede?
-Onları istemedin, meleklerinle gittiler.
-Bütün gün onları düşündüm. Hava müsaitti. Öyle bir yansıyordu ki ışık, öyle bir boyanmıştı ki hayatın fonu... Çok güzeldi, galiba alışıyorum.
-Neye?
-Gri gökyüzüne. Fakat tam olarak gri değildi, mavilikler de vardı. Çok güzel yansıyordu yeryüzüne. Damlarda kuşlar vardı. Aşağıda iki kişi motorlarıyla uğraşıyordu. Bir kadın elinde poşetlerle gidiyordu evine. Yürüyüşü öyle sıradandı ki, o da hoşuma gitti. Aslında ne kadar çıkmazdayız, şeytanlar olmadan, melekler olmadan. Masumiyetin anlamı büyük bir boşluk oluşturdu bende.
-Masumiyetin insanı koruyan bir yanı vardır: Egonu kesinlikle yıpratmaz. Masumiyet aslında kibirlidir, kendine dokundurmaz. Aslında güzel dediğimiz duyguların içinde de kötü diye adlandırdığımız duygular barınmakta. Yani, masumiyet saf halde yeterli değil, insanı eylemsizliğe iten bir duygu, kısaca tembellik. Bu yüzden saf halde olmamalısın.
-Anlıyorum, tıpkı kimya gibi. Peki ya meleklerin ne gibi bir kötü yanı olabilir?
-Melekler bencildir, baskıcıdır bir yandan. İyiliği eyleme geçirmeye çalıştığında melekler sonsuz bencilliğini kullanır. Bütün bunların aslında kendileri de farkındadır, kendilerine itiraf edemezler bunları. Bu yüzden şeytanla ikili oluşturur melekler. Şeytanlar kovulduğunda, bir süre sonra dayanamazlar, acizliklerinden kaçarlar. Senin ne şeytanın var ne meleğin. Her ikisi de olmadan masumiyet bir işe yaramaz. İşte bu yüzden onun anlamı büyük bir boşluk gibidir senin için.
-Peki ya sorunun çözümü?
-Geri çağırabilirsin meleklerini ve şeytanlarını, çözümün özü sensin. Fakat bazı araçlar var bunları sağlayacak, sana tutkuyu öneririm.
Yorum Gönder