Atılan her adımda içimizdeki her düşüncenin yeri burası. Her şey sorularla yoğrulmuş. Her soru bir istek yaratmış. Hangi kapıları karşılıklı açınca iki kişi aynı cennete düşer ki? Hayatlar nerede paralel olur? Tüm soruların mantıklı bir cevabı kalmıyor ya da bulunamıyor. Düşlerin sadece gökyüzünde kaldığı zamanlar pes ediyor insan, kendini uyuşturuyor.
Gel-gitler insanı yoruyor. Orta noktadan başlayarak bir adım ileri iki adım geri gitmek devam etmeyi zorlaştırıyor. Geriye adım atarken bir başkasına çarpıyoruz ki bu bazen kargaşaya bazen üçkağıtçılık yapıp ileriye doğru atılan bir adıma bazen daha da geriye sevk ediyor. Binlerce soru kafamızda, bilmenin de bizi çaresiz yaptığı anlardayız.
Basitliği, gerilerde bulunan denge sayılan bir noktayı kabullenmek mi gerekir? Bu kendini uyuşturmak değil de nedir? Uyuşmadan yaşamak doğru mudur? Aralardaki bağlantıları çözüp, onları bayağı bulursak? Kendimizi o bağlarla bağlamak istemezsek?
Arpej tekniğiyle kurgulanmış bir şeyin parçası gibiyiz aslında. İleri gidip geri gelen birileriyiz. Güzel bir melodi üretmek bizim elimizde. Bu yüzden yetenek ister kapılara ulaşmak. Geçemezsek bir toz tanesi gibi olacağız bir süre sonra, savrulacağız.
3 Ekim 2008 18:56
tam "beynim uyuştu" diyecekken uyuşmak kelimesiyle karşılaştım ve şaşırdım. uyuş/tum. ama güzel cinsinden.
Yorum Gönder