Kelebekler

Tanrı nadasa bıraktı insanları. Artık suya sabuna dokunmuyor. O zamandan beri insanlar kendi ışığına doğru yol alıyorlar. Tabii ki bazıları… Bazı şeyleri farketmiş insanlar ömürlerinin gün batımında olsa dahi ışıklarına doğru yol alıyorlar. Bu beton yığınları arasında tanrıya ulaşmak çok güç çünkü. Ulaştığımız en yüksek yer apartmanların en üst katı. Yıldızları bile göremiyoruz yeryüzünün sahte ışıkları yüzünden. Bir de gökdelenler var. Güya göğü delmiş olan bu yapılarda ikamet edenler ise aşağıya bakıyorlar ya da ceplerindeki paraları sayıyorlar. Onlar da yeryüzündeki ışıklar gibi sahte. Bir de içlerinde sahip oldukları ışığı görenler var. İçlerindeki huzurla o mükemmel, anlatırken sözcüklerin yetmeyeceği renkteki ışığa gidenler… O ışığa hayatları pahasına ulaşmak isteyenler… Onlar için güzelim gökyüzünü bile görmek az, yetersiz. İçlerindeki ışığı farkedenler ona doğru kelebekler gibi küçük kanatlarıyla çırpınıyorlar arada bir söylenseler de. O dünyada, anlamlandırdıkları dünyada mutlular. Hayatın atlatmak olduğuna inanmadan kanat çırpıyorlar ışığa. Bazıları bir şeyleri atlattıkça hissizleştiğini sanıyor. Belki de tüm yoğunluklarını dökmek istiyorlar o yüzden inat ediyorlar atlatmamak için. Yorulan kelebekler gerçek olduğunu sandıkları sokak lambasına konuyor bir başka kelebekle beraber. O sahte ışığın yoğunluğu öyle alıyor ki gözlerini birbirlerini ışık sanıyorlar. Bu kelebekler yüzünden içlerindeki ışığa ulaşmak isteyen kelebekler yoruluyor. Ama yine de onlara inat yollarına devam ediyorlar. Binlerce doğru olmasa bile başkalarının anlayamayacağı doğrular var diyorlar kendilerine, en yakın ışığa ulaşmak isteyenlerin anlayamayacağı doğrular.

Seçtikleri kelebeği ışık olarak görenler… Hayat dört gün onlar için. Ama kendi ışığına gidenler için hayat zaman denilen çizginin üzerindedir, hayatları zamana hükmeder. Her duygunun hakkını verenler ve bunu bir dille dökecek olanlar ulaşacaktır gerçek ışığa.

0 yorum:

bu-raku