Pek kolay olmadı yaşam benim için. Son fırtı çekmediğim için çok pişman oldum hep. Yine de biraz ilüzyonu fazla gördüler bana. Gözlerimi her açtığımda pencereden hep griliği gördüm. Benim rengimdi gri: memnun olmak veya memnun olmamak arasında gidip gelen bir çizgi. Hayatı ve ölümü şu şekilde tarif ettim hep: Bir nehirde bata çıka akıntının tam ortasında, göz açıp kapayıncaya kadar denize ulaşacağımı biliyorum. Deniz sanki bir cennet… Bir son için fazla iyimser oldu. Ama belki de griliğin sebebi umut. Belki de denize ulaşamadan boğulacağım. Hayat eşiitir cehennem. Bu da fazla kötümser oldu. İşte bu grilikte sürüyor hayatım. Bir varoluş ile yokoluş hikâyesi, aslında çok sıradan.
Elim kolum bağlı, bir mucize bekler gibi duruyorum. Tanrı’dan oldukça uzaktayım ama. Belki de farkında olmadan taş kalpli oluyorum. Soğuğum. Yüz hatlarım renk vermemek için çok çabalıyor. Belki de griliği içime davet ediyorum.
Gri gökyüzü ve şubat soğuğu… İçime işlemiş ki muallâktayım. Solgun solgun etrafı seyrediyorum. Hayat bana ne istediğini yansıtmıyor. Mahkeme salonunda hissediyorum kendimi. Sanki kötü bir şey yapmışım da hâkim karşısında sessiz sessiz beni savunuyorum. Gri şimdi iyice siyah tonlara büründü. Yakında açılır elbet, çünkü aynı yerde dönüyorum: sınırlarım oldukça dar.
Yorum Gönder